Yapımından Sonraki Değişiklikler
Kapı kitabesinden anlaşıldığı üzere, Sultan Abdülmecid camiyi esaslı bir şekilde tamir ettirmiştir.
1920’de yaşanan yangında cami büyük oranda harap olmuştur.
Uzun yıllar dört duvar halinde ayakta kalan yapı, bir hayırseverin himmetiyle 1936–1943 ve 1956 yıllarında yeniden tamir görmüş; ancak bu restorasyonlarda çatı ve son cemaat yeri aslına uygun olarak yapılmamıştır.
İlk dönemlerde caminin üzeri kurşun kaplı, pencere üstleri çinilerle süslüydü; ancak harap ve metruk durumda iken bütün çiniler çalınmıştır.
Öne Çıkan Özellikler
Cami, orijinal şekli itibariyle Ramazan Efendi Camii’nin aynısı olarak kabul edilmektedir.
Banisi Hacı Evhaddin, mihrabın önünde medfundur.
Dikdörtgen planlı ve kâgir yapıda inşa edilmiştir; duvarları moloz taş ve tuğla malzemeden örülmüştür.
Son cemaat yeri ve çatısı ahşap malzeme kullanılarak yapılmıştır.
Sağ tarafta yer alan minare, kesme taştan inşa edilmiş, tek şerefeli ve zarif bir süslemeye sahiptir. Minarenin kürsüsü, köşelerinde başlıklı köşe sütunları içerir; bu sütunlar arasında aşağıya doğru çiçek kabartmaları işlenmiştir.
Caminin minber ve kürsüsü ahşaptan yapılmış, mihrabı ise alçı kaplama ile oluşturulmuştur.
Cami içerisinde kadınlar ve müezzin mahfili mevcuttur.
İki adet avlu giriş kapısı bulunmakta; avlusunun batı cephesinde tekke, matbah ve tevhidhane (tekkelerde âyinin icra edildiği, vakit namazlarının kılındığı mekâna verilen ad) yer almaktadır.
Tekke kısmı, daha sonra tamir edilerek Kur’ân kursu olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Kuzey cephesindeki derviş hücrelerinden bugün bir eser kalmamış, bu hücreler tekke ve zaviyeler kapatıldıktan sonra mahallenin yoksul dul kadınlarına ev sahipliği yapmıştır.
1945 yılında, son devrin değerli âlimlerinden merhum Ahmed Davudoğlu da bu camide görev yapmıştır.





